Memzworld, AKP, CHP, MHP, Siyaset, Politika, Ataturk, Laiklik, Canakkale <data:blog.pageName/> | <data:blog.title/>



Memzworld - T.C.

Teknoloji, Genel Kultur, Bilgi ve Haber Blog'una Hoşgeldiniz! - Blog'umuzu ziyaret ettiginiz için çok teşekkur ederiz!

Create your own banner at mybannermaker.com!
Copy this code to your website to display this banner!

Kategoriler

Birazda Siz Dusunun!!!!

Türkiye'nin petrol damarlarının geçtiği ve adeta petrol fışkıran bölgelerinden birisinin neresi olduğunu biliyormusunuz?Hiç düşünmeyin ben söylüyeyim.
Toplam 877 kilometre uzunluğunda, 216.000 dekarlık mayın kaplı ırak ve suriye sınır boylarımız....
Türkiye'deki malum iktidar mayın temizleme işini ve burada organik tarımın yapılmasına dair hazırlamış olduğu ihale ile ilgili kanun tasarısını,Danıştay; mayın temizleme işi ile organik tarım işinin iki ayrı iş olduğundan 2005 yılında iptal etmişti.
Oysa malum iktidar, bu iki ayrı işi hala "tek" firmaya vermeye vermeye çok istekli.
Söz konusu mayın temizleme işi Genel Kurmayın hesaplarına göre toplam 35 milyon dolara, Malum iktidarın hesaplarına göre ise en az 50 milyon dolara mal olacak.Hükümet tarafından bu paranın çok olduğu düşünülerek, ilk 5 yılı mayın temizleme işi, son 44 yılı organik tarım yapılması olmak üzere 216.000 dekarlık alanı 49 yıllığına tek bir firmaya verilmesi için ihale çalışmaları devam etmektedir.
Şimdi şöyle bir düşünelim; Mayın temizleme işi,T.S.K. ya göre 35 milyon dolar, hükümete göre ise 50 milyon dolar.Bu para çok olduğu için 216.000 dekarlık alan 49 yıllığına kiraya verilecekmiş..50 milyon dolar çok para imiş...miş te miş.....
Bizde safız ya inandık !Başbakan'a en son alınan uçak, nakit yani peşin para ile kaça alındı biliyormusunuz? Tam 61 milyon dolara.Başbakan'a uçak alınınca para yönünden sorun yok.Ama mayın temizleme işine gelince para yok ! Dedim ya bizde inandık.
Evet düşünmeye devam edelim..Buralar ihaleye verilmedi,organik tarım işi iptal edildi ve Türkiye 50 milyon doları cepten vererek bu bölgeler mayından temizlenerek hemen petrol aramalarına başlandı.(ırak-suriye ve diğer arap ülkelerine giden ana petrol damarları buralardan akmaktadır.Bu bilimsel olarak saptanmıştır.) tesadüf bu ya bol miktarda petrol yatakları bulundu diyelim. şimdi ne olacak?
a)-Türkiye petrolde söz sahibi olacak,
b)-Türk ekonomisi düzelecek (Rusya gibi)
c)-Tüm borçlar sıfırlanacak (Azerbaycan gibi)
d)- Asya ve Avrupa ile dünya petrolünde söz sahibi olacak.
Peki bu kimlerin işine gelmez?Başta amerika,sonra avrupa birliği ve israil'in asla işine gelmez.
Amerika ne istiyor?Dünya imparatorluğu. Önündeki tek engel nedir? Türkiye.Türkiyenin üzerindeki ölü toprağının en az 50 yıl daha kalkmaması,Türkiyenin uyanmaması gerekiyor.Şayet Türkiye belirlenen süreden önce uyanır ise bunun da önlemini alıyorlar.
a)-Çok büyük oranda borçlandırma,
b)- mali yönden ellerinin bağlanması için tüm bankaların yabancılara satılması,
c)-ekonomik yönden kımıldamaması için devlet tesislerinin yine yabancılara devredilmesi,
d)-dışarı ile bağlantıların kesilmesi için limanların verilmesi....Hiç yabancı gelmiyor bunlar değilmi ?
Gelelim sınırlara..49 yıllığınaorganik tarım için verilecek " tek " firmanın büyük bir ihtimal ile bir israil firması olacagını bilmek herhalde kehanet sayılmaz.
Sadece bu mu ? Hayır. Vatikan ile yapılan anlaşma geregi tüm asyanın hıristiyanlaştırma proğramı.Bunun için hazırlanan 100 yıllık proğram işlemeye devam ediyor.Almanya'daki bir protestan kilisesinin onarımı için yüklü miktarda bağış yapan (Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı), Fettullah Gülen'in Asya'dan sorumlu gizli kardinal olduğu söyleniyor. Acaba Amerika bu yüzden koruması altına almış olabilir mi? Fettullah Gülen'in özellikle müslüman ülkelerde yüzlerce açılmış okulları var.Bu okullar niçin sadece müslüman ülkelerde açılıyor.Bu okullar için gereken milyarlarca dolarlık para nereden geliyor?
Sorular...Sorular.... sorular.....Bir dakika ben Abdullah Gül ve trilyonluk evrak sahtekarlığını yazacaktım..Bu yazı nerden çıktı? off.. beynime yine ağrılar girmeye başladı..Yazacagım yazıları bile şaşırmaya başladım...Aman canım..Hep ben mi düşüneceğim? Birazda sizler düşünün.......

21/5/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Birazda Siz Dusunun!!!!

Türkiye'nin petrol damarlarının geçtiği ve adeta petrol fışkıran bölgelerinden birisinin neresi olduğunu biliyormusunuz?Hiç düşünmeyin ben söylüyeyim.
Toplam 877 kilometre uzunluğunda, 216.000 dekarlık mayın kaplı ırak ve suriye sınır boylarımız....
Türkiye'deki malum iktidar mayın temizleme işini ve burada organik tarımın yapılmasına dair hazırlamış olduğu ihale ile ilgili kanun tasarısını,Danıştay; mayın temizleme işi ile organik tarım işinin iki ayrı iş olduğundan 2005 yılında iptal etmişti.
Oysa malum iktidar, bu iki ayrı işi hala "tek" firmaya vermeye vermeye çok istekli.
Söz konusu mayın temizleme işi Genel Kurmayın hesaplarına göre toplam 35 milyon dolara, Malum iktidarın hesaplarına göre ise en az 50 milyon dolara mal olacak.Hükümet tarafından bu paranın çok olduğu düşünülerek, ilk 5 yılı mayın temizleme işi, son 44 yılı organik tarım yapılması olmak üzere 216.000 dekarlık alanı 49 yıllığına tek bir firmaya verilmesi için ihale çalışmaları devam etmektedir.
Şimdi şöyle bir düşünelim; Mayın temizleme işi,T.S.K. ya göre 35 milyon dolar, hükümete göre ise 50 milyon dolar.Bu para çok olduğu için 216.000 dekarlık alan 49 yıllığına kiraya verilecekmiş..50 milyon dolar çok para imiş...miş te miş.....
Bizde safız ya inandık !Başbakan'a en son alınan uçak, nakit yani peşin para ile kaça alındı biliyormusunuz? Tam 61 milyon dolara.Başbakan'a uçak alınınca para yönünden sorun yok.Ama mayın temizleme işine gelince para yok ! Dedim ya bizde inandık.
Evet düşünmeye devam edelim..Buralar ihaleye verilmedi,organik tarım işi iptal edildi ve Türkiye 50 milyon doları cepten vererek bu bölgeler mayından temizlenerek hemen petrol aramalarına başlandı.(ırak-suriye ve diğer arap ülkelerine giden ana petrol damarları buralardan akmaktadır.Bu bilimsel olarak saptanmıştır.) tesadüf bu ya bol miktarda petrol yatakları bulundu diyelim. şimdi ne olacak?
a)-Türkiye petrolde söz sahibi olacak,
b)-Türk ekonomisi düzelecek (Rusya gibi)
c)-Tüm borçlar sıfırlanacak (Azerbaycan gibi)
d)- Asya ve Avrupa ile dünya petrolünde söz sahibi olacak.
Peki bu kimlerin işine gelmez?Başta amerika,sonra avrupa birliği ve israil'in asla işine gelmez.
Amerika ne istiyor?Dünya imparatorluğu. Önündeki tek engel nedir? Türkiye.Türkiyenin üzerindeki ölü toprağının en az 50 yıl daha kalkmaması,Türkiyenin uyanmaması gerekiyor.Şayet Türkiye belirlenen süreden önce uyanır ise bunun da önlemini alıyorlar.
a)-Çok büyük oranda borçlandırma,
b)- mali yönden ellerinin bağlanması için tüm bankaların yabancılara satılması,
c)-ekonomik yönden kımıldamaması için devlet tesislerinin yine yabancılara devredilmesi,
d)-dışarı ile bağlantıların kesilmesi için limanların verilmesi....Hiç yabancı gelmiyor bunlar değilmi ?
Gelelim sınırlara..49 yıllığınaorganik tarım için verilecek " tek " firmanın büyük bir ihtimal ile bir israil firması olacagını bilmek herhalde kehanet sayılmaz.
Sadece bu mu ? Hayır. Vatikan ile yapılan anlaşma geregi tüm asyanın hıristiyanlaştırma proğramı.Bunun için hazırlanan 100 yıllık proğram işlemeye devam ediyor.Almanya'daki bir protestan kilisesinin onarımı için yüklü miktarda bağış yapan (Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı), Fettullah Gülen'in Asya'dan sorumlu gizli kardinal olduğu söyleniyor. Acaba Amerika bu yüzden koruması altına almış olabilir mi? Fettullah Gülen'in özellikle müslüman ülkelerde yüzlerce açılmış okulları var.Bu okullar niçin sadece müslüman ülkelerde açılıyor.Bu okullar için gereken milyarlarca dolarlık para nereden geliyor?
Sorular...Sorular.... sorular.....Bir dakika ben Abdullah Gül ve trilyonluk evrak sahtekarlığını yazacaktım..Bu yazı nerden çıktı? off.. beynime yine ağrılar girmeye başladı..Yazacagım yazıları bile şaşırmaya başladım...Aman canım..Hep ben mi düşüneceğim? Birazda sizler düşünün.......

21/5/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Türkan Saylan darbecinin kralıdır!

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evinde “Ergenekon araması”nın yapıldığını öğrenince şaşırmadım.

Tam “Neden şaşırmadığıma şışırmış bir şekilde” televizyonları izlerken, sağolsun Mehmet Altan imdadıma yetişti.

CNN Türk’e gelişmeleri değerlendirirken, “Darbeciler elbette yargılanmalıdır” dedi.

Tabii ya, olay bu:

DARBECİ bunların hepsi!

Hele Prof. Dr. Türkan Saylan’ın darbeciliği yıllar öncesine dayanıyor.

Yaptığı darbeler, saymakla bitecek gibi değil üstelik:

İlk darbesini lepra hastalığına karşı yaptı bu çılgın kadın! Toplum tarafından dışlanan, doktorların bile ellerini sıkmaktan korktuğu cüzzam hastalarını bağrına bastı. Tıptaki bütün gelişmeleri ülkemize getirerek, binlerce cüzzamlıya hayat verdi. 25 yıl boyunca ülkenin gezilmedik bir karış toprağını bırakmadı ve gittiği her yerde cüzzamlı aradı. Sonunda cüzzama karşı inanılmaz bir DARBE YAPTI!

Cinsel yolla bulaşan Behçet hastalığını da unutmadı. Onlarca poliklinik kurdu; Behçet’e DARBE YAPTI!

Bu hastalıklarla mücadele etmek için dolaştığı Anadolu’da bir büyük hastalık daha keşfetti: Aileler kız çocuklarını okutmuyorlardı. Hemen kendisi gibi “darbeci” birkaç arkadaşıyla birlikte bir dernek kurdu ve “Anadolu’da Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak” kampanyası başlattı... Kızlarını okutmak istemeyen babalara DARBE YAPTI!

“Kardelenler Kampanyası”nı başlattı, tutuculuğa DARBE YAPTI!

“Bilgi Toplumu Kızları”yla, cahilliğe DARBE YAPTI!

“Her Kızımız Bir Yıldız” diyerek, kaderciliğe DARBE YAPTI!

“Geleceği Taşıyan Kızlar” la, geçmişe DARBE YAPTI!

“Bir Işık da Siz Yakın”la, karanlığa DARBE YAPTI!

“Geleceğin Doktorları”na destek verdi, tüm hastalıklara DARBE YAPTI!

Yardımseverlerden topladığı paralarla onlarca okul, yurt yaptırdı; Milli Eğitim Bakanlığı’na DARBE YAPTI!

Yetişkinler için okuma yazma, meslek edindirme kursları düzenleyerek, işsizliğe DARBE YAPTI!

Anadolu’daki okulları müzik aletleriyle donattı, sessizliğe DARBE YAPTI!

Bugüne kadar 70 bine yakın çocuğa burs vererek, yoksulluğa DARBE YAPTI!

Yakalandığı “amansız hastalığa” aldırmadı, doktor arkadaşlarının birkaç ay ömür biçmelerine inat yaşama sarıldı; kansere DARBE YAPTI!

O hasta haliyle ülkede olup bitenlere sessiz kalmadı; Atatürk devrimlerine ihanet edenlere DARBE YAPTI!

Hastalıktan konuşamayacak haldeyken bile meydan meydan dolaşıp tehlikeye dikkat çekti; “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” partiye DARBE YAPTI!

Tüm bunları yaparken çağdaşlıktan, çok seslilikten, demokrasiden ödün vermedi. Gittiği her yerde, “Ne şeriat, ne darbe” diye haykırdı; DARBECİLERE DARBE YAPTI!

***


İşte bu yüzden gönül rahatlığıyla haykırıyorum ki; darbecinin kralıdır Türkan Saylan!

Onun evini aratan, derneğinin hesaplarına el koyduran, 70 bine yakın öğrencisinin burslarını ödenemez hale getirenler de...

Onları ayakta alkışlayan Mehmet Altan gibi “demokrasi kahramanları” da haklı!

Hastalığına aldırmayın, gözünün yaşına bakmayın. Kaldırılmış olan idam cezasını, sırf onun için yeniden getirin...

Yoksa bugüne kadar devirdiği karanlıkların, savaştığı hastalıkların hatırı kalır...

Haydi; “Ergenekon Tatili”ne çıkan Sayın Başbakan... Dön Ankara’ya, topla Meclis’i de bitiriverin şu işi!

ASIN BU DARBECİ KADINI!

*****



SIRA!


Dünkü gözaltıları ve aramaları izlerken, aklıma dünyaca ünlü Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht geldi...

Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:

“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım.

Sonra Yahudiler’i tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.

Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.

Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”

***


Umarım sıra size gelmez!


*****
MUSTAFA MUTLU

GÜNÜN SORUSU

Görevleri gereği de olsa Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evini aramak zorunda kalan polisler, mesleklerine lanet ettiler mi?

14/4/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Türkan Saylan darbecinin kralıdır!

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evinde “Ergenekon araması”nın yapıldığını öğrenince şaşırmadım.

Tam “Neden şaşırmadığıma şışırmış bir şekilde” televizyonları izlerken, sağolsun Mehmet Altan imdadıma yetişti.

CNN Türk’e gelişmeleri değerlendirirken, “Darbeciler elbette yargılanmalıdır” dedi.

Tabii ya, olay bu:

DARBECİ bunların hepsi!

Hele Prof. Dr. Türkan Saylan’ın darbeciliği yıllar öncesine dayanıyor.

Yaptığı darbeler, saymakla bitecek gibi değil üstelik:

İlk darbesini lepra hastalığına karşı yaptı bu çılgın kadın! Toplum tarafından dışlanan, doktorların bile ellerini sıkmaktan korktuğu cüzzam hastalarını bağrına bastı. Tıptaki bütün gelişmeleri ülkemize getirerek, binlerce cüzzamlıya hayat verdi. 25 yıl boyunca ülkenin gezilmedik bir karış toprağını bırakmadı ve gittiği her yerde cüzzamlı aradı. Sonunda cüzzama karşı inanılmaz bir DARBE YAPTI!

Cinsel yolla bulaşan Behçet hastalığını da unutmadı. Onlarca poliklinik kurdu; Behçet’e DARBE YAPTI!

Bu hastalıklarla mücadele etmek için dolaştığı Anadolu’da bir büyük hastalık daha keşfetti: Aileler kız çocuklarını okutmuyorlardı. Hemen kendisi gibi “darbeci” birkaç arkadaşıyla birlikte bir dernek kurdu ve “Anadolu’da Bir Kızım Var, Öğretmen Olacak” kampanyası başlattı... Kızlarını okutmak istemeyen babalara DARBE YAPTI!

“Kardelenler Kampanyası”nı başlattı, tutuculuğa DARBE YAPTI!

“Bilgi Toplumu Kızları”yla, cahilliğe DARBE YAPTI!

“Her Kızımız Bir Yıldız” diyerek, kaderciliğe DARBE YAPTI!

“Geleceği Taşıyan Kızlar” la, geçmişe DARBE YAPTI!

“Bir Işık da Siz Yakın”la, karanlığa DARBE YAPTI!

“Geleceğin Doktorları”na destek verdi, tüm hastalıklara DARBE YAPTI!

Yardımseverlerden topladığı paralarla onlarca okul, yurt yaptırdı; Milli Eğitim Bakanlığı’na DARBE YAPTI!

Yetişkinler için okuma yazma, meslek edindirme kursları düzenleyerek, işsizliğe DARBE YAPTI!

Anadolu’daki okulları müzik aletleriyle donattı, sessizliğe DARBE YAPTI!

Bugüne kadar 70 bine yakın çocuğa burs vererek, yoksulluğa DARBE YAPTI!

Yakalandığı “amansız hastalığa” aldırmadı, doktor arkadaşlarının birkaç ay ömür biçmelerine inat yaşama sarıldı; kansere DARBE YAPTI!

O hasta haliyle ülkede olup bitenlere sessiz kalmadı; Atatürk devrimlerine ihanet edenlere DARBE YAPTI!

Hastalıktan konuşamayacak haldeyken bile meydan meydan dolaşıp tehlikeye dikkat çekti; “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” partiye DARBE YAPTI!

Tüm bunları yaparken çağdaşlıktan, çok seslilikten, demokrasiden ödün vermedi. Gittiği her yerde, “Ne şeriat, ne darbe” diye haykırdı; DARBECİLERE DARBE YAPTI!

***


İşte bu yüzden gönül rahatlığıyla haykırıyorum ki; darbecinin kralıdır Türkan Saylan!

Onun evini aratan, derneğinin hesaplarına el koyduran, 70 bine yakın öğrencisinin burslarını ödenemez hale getirenler de...

Onları ayakta alkışlayan Mehmet Altan gibi “demokrasi kahramanları” da haklı!

Hastalığına aldırmayın, gözünün yaşına bakmayın. Kaldırılmış olan idam cezasını, sırf onun için yeniden getirin...

Yoksa bugüne kadar devirdiği karanlıkların, savaştığı hastalıkların hatırı kalır...

Haydi; “Ergenekon Tatili”ne çıkan Sayın Başbakan... Dön Ankara’ya, topla Meclis’i de bitiriverin şu işi!

ASIN BU DARBECİ KADINI!

*****



SIRA!


Dünkü gözaltıları ve aramaları izlerken, aklıma dünyaca ünlü Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht geldi...

Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:

“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım.

Sonra Yahudiler’i tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.

Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.

Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”

***


Umarım sıra size gelmez!


*****
MUSTAFA MUTLU

GÜNÜN SORUSU

Görevleri gereği de olsa Prof. Dr. Türkan Saylan’ın evini aramak zorunda kalan polisler, mesleklerine lanet ettiler mi?

14/4/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

GAZİYİ GÖRMEYE GELEN ŞEHİT ANASI:

Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp,
- Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi
nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği,
atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet
aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki
oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi
bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa.
Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı
Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte
ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?
Kadının birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı
gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin
mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun
sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur
dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı?
Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm.
Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek.
Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı
bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı
her halinden belliydi. Bana dönerek,
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm, benim
vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım
dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara
kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor. Köylü
kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.
İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana
oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü
atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük
bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri.
Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.
Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne
götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun."

21/3/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

yerli malı kullanin demis.bulursaniz bana haber verin tayyibe g



BİRNEVİ HATIRLATMA.......

Bu arada başbakan medya aracılığıyla açıklama yapmış;
"Krizden kurtulmak için yerli malı kullanın!"

* * *
Ben de dedim ki amenna, başbakanımız doğru söylemiş...

Başbakanı cepten arayıp tebrik edeyim dedim...
Meğerse Turkcell'in bir kısmına el koyup, Finliler'e Ruslar'a satmışlar...

Telsim'den arayayım dedim...
El koyup İngilizler'e satmışlar...

AVEA'dan arayayım dedim...
Lübnanlı'ya satmışlar...

Ev telefonundan arayayım dedim...
Araplar'a satmışlar...

E bari internetten e-posta yollayayım, maksat yerli malı kullanmak olsun...
O da Araplar'a gitmiş...

Ne diyelim...
Arab...
Sen bizi kurtar Ya Rab...

* * *

Bari dedim bineyim otomobile, başbakanın yanına gidip öyle tebrik edeyim...
Uzun yola çıkma dan önce araç muayenesi yaptırayım dedim...
Araç muayene işlerini Alman'a vermişler...
Sigortasını yaptırayım dedim...
Başak Sigorta'yı Fransa'ya vermişler...

Benzin alayım desem...
Zaten direk Irak'a dolaylı olarak ABD'ye gidecek param...

Ondan da vazgeçtim...

* * *

Madem dedim, başbakanı yerli malı kullanma sevdasından dolayı tebrik edemedik..
E bari gidip bir bankadan kredi çekeyim de yüzde yüz Türk sermayeli bir iş kurayım...

Maksat, başbakanın gözüne girmek...

TEB'e gittim, Fransızlar kapmış...
Deniz Bank'a gittim Danimarkalılar almış...
Oyak Bank'a gittim, Hollandalı oturuyor patron koltuğunda...
Finans Bank'ı da vermişiz Yunan'a...
Hani, Türk Bankası olduğu için Ziraat Bankası'nın Atina'da şube açmasına izin vermeyen Yunanistan.. .
Ama Allah'ı var sayın başbakanımızın, Garanti Bankası'nın hepsini değil sadece yarısını vermişiz Amerikalılar' a...
Valla tebrikler...
* * *
Dedim ki kendi kendime, bu da olmadı, en iyisi mi açayım bir radyoyu da kafamı dinleyeyim.. .
Açtım... Süper FM...
Kanadalı'ya satmışlar...

* * *

Valla nasıl olur bu iş dedim kendi kendime...
Ne var ne yok elin ecnebisi kapmış...

Cep delik tava delik... Nokta nokta nokta üstelik...
* * *
Hemen bir 70'lik rakı açtım büyüğünden... Hani Türk içkisi ya. O bakımdan.
Efkar dağıtmak için...
Onu da Amerikalılar' a satmışlar meğerse...
* * *
Bir tek kömür madenlerini satmamışlar...
Seçim zamanlarında işe yarıyor çünkü...
Demokraside devrim yaptık ya hani...
Kömür demokrasi düzenine geçirdik ülkemizi...
O bakımdan...
* * *
Hadi bakalım...
Durmak yok yola devam...

5/3/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

AKP yüzde 40'ı aşarsa bunlar olacak?

29 Mart seçimleri her ne kadar mahalli yarış olsa da gerçekte AKP bağlamında referandumdur.
AKP açısından çıta yüzde 40’tır.
Üstü başarı, altı da başarısızlıktır.
Yüzde 35’in altı ise AKP’de çözülme getirecektir.
Peki AKP yüzde 40’ı geçerse bunun anlamı ya da mesajları ne mi olacak?

1) AKP’nin siyaseten alternatifsiz olduğu tescillenecek.
2) Tayyip Erdoğan’ın adeta seçilmiş krallığı teyit görecek ve Erdoğan tıpkı Mısır Firavunları misali yönettiği coğrafyanın tek
siyasi egemeni olacak.
3) Halkın; açlık, işsizlik ve geçinme diye bir sorununun olmadığı anlaşılacak!
4) Yolsuzluk ve talanın toplumda artık bir karşılığının bulunmadığı kesinleşecek.
5) Türk seçmeninin bir bölümünün birkaç torba bulgur ile nohuta iradesini satabileceği onaylanacak.
6) Muhalif medya ki özellikle Doğan Grubu seçimin hemen sonrasında medyayı dizayn projesi bağlamında yeni yeni operasyonlara tabi tutulacak.
7) Kürdistan bağlamında ABD’nin isteği doğrultusunda Kürtçe TRT misali yeni radikal adımlar atılacak. (Bu iddiamızın en büyük delili Abant Platformu’nun Washington tarafından zemin inşası için bu işe memur edilmesidir.)
8 ) Kıbrıs’ta kapalı kapılar ardında verilen sözler gereği fiili taviz adımları atılacak.
9) MHP Müdürü Devlet Bahçeli tabanın yoğun baskı ve taarruzları sebebiyle istifa etmek zorunda kalacak. (Tek iyi şey bu olacak.)
10) CHP ve Baykal zora girecek ve partide yoğun tartışmalar başlayacak.
11) AKP alacağı destekle fütursuzluğu tırmandırıp TSK üzerinde baskı kuracak ve Ergenekon’u TSK’ya yapacağı yeni imaj operasyonları için kullanmaya devam edecek.
12) İş dünyasında AKP’ye karşıt görülen işadamları ile gruplar bir bir hedef alınacak ve türlü metotlarla üstüne gidilecek.
13) Toplum AKP yandaşları ve karşıtları diye ortasından resmen ikiye ayrılacak ve fiili çatışmalar sürecine girilecek. Sosyal kaos Nisan sonrasının en temel gündemidir.
14) Tayyip Erdoğan sandıktan alacağı güçle yargıyı ve temel kurumlarını ele geçirme ve dizayn için yeni adımlar atacak.
15) Türkiye korku devleti olma bağlamında fiili olarak Saddam’ın Irak’ı ve Hitler’in Almanyası ile özdeşleşecek. AKP ile lideri hakkında aleyhte söz edebilme artık; Yaradana, dine, Peygambere, Atatürk’e ve Türk devletine söz edebilme ile bir olacak.
16) AKP seçmenden yeniden vize alırsa, siyasi dönüşüm projesinin finalini hayata geçirecek ve gizli ajandada var olan rejim için örtü kaldırılıp harekete geçirilecek.
17) Tasarlanan rejim ABD-İsrail desteklidir ve dolaylı olarak güya şekler olarak Osmanlı’yı ihyayı hedeflemektedir. Amaç aslında bu ambalajla eyaletler yapısı ile Sevr’ı hayata geçirmektir. Washington ile Tel Aviv bu projeye yem olsun diye halifelik kurumunun ihyasına ve de onun Tayyip beye verilmesine yeşil ışık yakmıştır. Bazılarına ütopya gelebilecek böylesine uçuk bir proje gerçekten vardır ve bu proje seçim zaferiyle iklim ve zemin bulursa hayata geçirilmeye teşebbüs edilecektir.

Evet bütün bu yazdıklarım fantezi ya da komplo teorileri değil, AKP 29 Mart seçimlerinde yüzde 40’ı aştığı an Türkiye’nin muhtemel mukadderatıdır.
Ben böyle bir mukadderata razı olmam diyorsanız sadece siz değil çevrenizi de AKP tehdidi bağlamında bilinçlendirmeniz gerekiyor.

3/3/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Pes demek yetmez......Ohaaa,ÇÜŞŞŞŞŞ

VAKİT'den pes dedirten manşet!

VAKİT gazetesi, Deniz Feneri davasıyla ilgili bakın nasıl bir iddiada bulundu.

Vakit Gazetesi bugünkü manşetinde öyle bir iddiada bulundu ki bu kadarına da pes dedirtti.

DENİZ FENERİ ERGENEKON İCADI

Almanya'daki Deniz Feneri e.V davasına ilişkin dosya, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ulaştı. Adalet Bakanlığı'nca görevlendirilen iki kurye, dün saat 09.45'te, Almanya'dan gelen dava dosyasını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na getirdi.

Dosyasının Dışişleri Bakanlığı'na ulaştığı saatlerde Vakit'e açıklamalarda bulunan AK Parti'nin hukukçu Milletvekili Hüsnü Tuna, Deniz Feneri olayını icad edenlerin Ergenekon sanıkları ve yandaşları olduğunu iddia etti. Vakit bu iddiayı 'Deniz Fener'i ETÖ icadı' başlığıyla manşetine taşıdı.





--------------------------

------------------------------------------------------

Bu telefon dinlenemiyor!

TÜBİTAK, dinlemeyi önleyen kriptolu cep telefonunu, hazırladığı bir broşürle kamuoyuna tanıttı

Piyasaya sunulmayacak olan telefon, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için özel olarak üretildi.

Kurumun Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nce (UEKAE) üretilen cihaz, MİLCEP-K1 adını taşıyor. Telefon, sesleri ve verileri kriptolayarak dinlemenin önüne geçiyor. Üretim çalışmalarına 2006’da başlanan kriptolu telefon sayesinde ulusal gizlilik dereceli bilgiler cep telefonları aracılığıyla paylaşılabilecek.

Milli bir çözüm

TÜBİTAK’ın telefonla ilgili hazırladığı broşürde, GSM ağında seslerin ve verilerin yalnızca mobil telefon ile baz istasyonu arasında şifrelendiği belirtilerek, bu nedenle mevcut GSM ağının iletişim açısından ciddi güvenlik açıklarına sahip olduğu belirtildi. Broşürde, "Ses-verileri donanımsal olarak şifreleyerek GSM ağı üzerinde uçtan uca güvenli iletişim sağlayan, NATO SCIP tabanlı cihazlarla uyumlu bir alt yapıya sahip olan donanımsal ve yazılımsal olarak milli bir çözüm olan UEKAE Kriptolu Mobil Telefonu MİLCEP’i tasarlamıştır" denildi.

Kriptosuz da konuşulur

TÜBİTAK yetkilileri, "Ürün, TSK için özel üretilecek. Standart cep telefonları gibi piyasada satılmayacak. Kriptografik cihazların kullanımı, Milli Savunma Bakanlığı’nın iznine tabidir" dediler. MİLCEPK-1 ile istenildiğinde kriptosuz (açık) görüşme de yapılacak.

Umut Erdem / Hürriyet

28/2/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Tek Çare Kemalizm!

TÜM dünya ekonomik kriz altında bocalıyor.

ABD kendi ektiklerini biçiyor.

Ne demiş atalarımız?

Rüzgar eken fırtına biçer..”

Senato’dan geçen 850 milyar dolarlık kurtuluş paketi Temsilciler Meclisi’nde de kabul edilecek mi? Yoksa, ilkinde olduğu gibi yine tırpanlanacak mı?

Yani, Temsilciler Meclisi ilk oylamada hangi gerekçelerle yasayı ret etti ve şimdi ne oldu da kabul edecek?

ABD öyle, AB daha kötü durumda. Kararsız!

Dönüp bir düşünelim yakın geçmişi..

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra iki kutuplu dünya düzeni sarsıldı.

ABD kendini tam yetkili ve etkili görerek her tarafa saldırdı.

Enerji yollarını ele geçirmek için sahte gerekçelerle insanları korkuttu.

Irak’ı işgal etti, demokrasi adına girdi, ülkeyi paramparça etti.

Emperyalizmin adı, barış ve demokrasi şalıyla örtüldü. Ama dökülen kanlarla da tarihe yüz karası bir gerçek olarak yazıldı.

Rusya da bundan yararlandı. Enerji kaynaklarına sahip olan ülkeler kasalarını doldurdu.. Tüketici ülkelerde ise bütçeler darmadağın oldu.

Ne garip değil mi? Eski düşmanlar şimdi dünya nimetlerini paylaşıyor.

Kapitalizm can çekişiyor.

Komünizm onun alternatifi bile değil.

Aslında krize çare aranıyor ama, gerçek reçeteyi hatırlayan yok!

Tek çare var; Kemalizm..

Sömürüyle değil, ulusal değerlerin harekete geçirilmesi ve adil paylaşımla krizden çıkılır. Bunu 20 yüzyılın ilk yarısında Mustafa Kemal ve arkadaşları başardılar.

Yoktan var ettiler ülkeyi ve ekonomiyi de kendileri kurdular..

Sıfırdan başlayıp ürettiler ve tam bağımsız, adil üretim ve paylaşım yapan istiklal-i tam bir laik Cumhuriyet kurdular

Rahmetli İsmet Paşa bizlere kendi anlatmıştı:

“Mustafa Kemal Paşa, denk bütçe isterdi. Şişirme bütçe hesaplarına karşıydı. Ben de, bütçe 1000 liraya mı bağlandı, 100 veya 150 lirayı bir kenara koyar saklardım. Nemize lazım, borç alarak batmadık mı? İcabı hal için saklar ve. Bütçe açık vermezdi.”

ABD krizden çıkmak için piyasaya taze dolar pompalayacak. Nerelere? Kimler bu paraları cukkalayacak? Aslında büyük paralarla birileri mutlaka çıkar sağlayacaktır.

Kapitalizmin acımasız yapısıdır bu; acı çeken insanların üstünden bile yararlanırlar.

Kemalizm bunun tam tersidir.

Ne Kapitalist sömürü mekanizması işler, ne de Komünizmin baskıcılığı..

Halk için Halkçılık ve Devletçilik iç içedir.

Özel sektörün olmadığı yerde Devlet sektörü.. Hatta mümkünse alternatif olarak Tarım Satış Kooperatifleri devreye girmektedir.

Ülkenin batısında ne yetişiyorsa, onu yetiştirip ürünlerini işlemeyi tercih ettiler.

Bacalar, o ürünlere göre tütmeye başladı.

Güneyinde ne yetişiyorsa, sanayi yatırımları ona göre yönlendirildi.

Kuzeyde veya ortada olanlar Doğuda eksikse, orada da hayvancılık ağırlık kazandı

Kimileri “Karma ekonomi” dedi, kimileri “Devletçilik” yönünü abarttı.

Kapitalizm can çekişiyor.

Sistemin ana merkezlerinde telaş içinde çareler aranıyor.

Komünizm zaten hantal hale gelmişti ve tükenip gitmişti.

Zümre baskısının yerini zengin zümreler aldı.

Sanki demokrasiye geçilmiş gibi görüntüler sergileyerek, aslında tek adam zihniyeti ile yönetilen ülkeler haline dönüştüler.

Oysa Kemalizm hala çözüm yolu.

Başkalarının etkisi ile bizler yok etmeye çalışıyoruz ama, reçete yine aynı reçete.

Dünyada eğer krizden çıkmak için bir reçete aranıyorsa, hazır: Kemalizm!

Yeter ki, bu reçeteyi okumak isteyenler önyargılı olmasınlar!

Atatürk düşmanı olan Karşı Taraf sözcüleri ve din bezirganları ile dışa bağımlılığı hüner sayan “Soruz’cu Çocukları” devrede olmasınlar. Reçete gerçek çözümdür, inanın!

28/2/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

HÜKÜMETİN ÜLKEYİ SATTIĞININ KANITI... DAHA YETMEDİ Mİ ? ? ?

Siz Karar Verin ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !

- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.


Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?


BAŞKA BİR SORU DA BENDEN; PEKİ BU SATIŞTAN ELE GEÇEN PARALAR NE OLDU?

? _ ? _ ? ? _ ? _ ? DAHA YETMEDİ Mİ ? _ ? _ ? ? _ ? _ ?

28/2/2009 | Kategori: Yazilarim | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |